19 Ağustos 2012 - 09:02

Allah’ın adıyla, Kayıtsız kalmak İslamî var oluşumuz kendi dilimiz, kendi kurallarımız ve kendi amellerimizle anlam kazanır.

Kendi amellerimiz dışında dayanabileceğimiz, umut edebileceğimiz başka bir yardımcımız yoktur.

Müslümanların yaşanan güncel tarihine karşı kayıtsız kalmaları düşünülemez. Her Müslüman, içerisinde yaşadığımız genelde dünya ve özelde Türkiye sorunları etrafında çözümlemeler yapmakla yükümlüdür. Müslümanlar için inziva söz konusu olamaz. Münzevilik bir tür ben merkezciliktir. Nefs terbiyesi İslamî bir mücadele için yapıldığında bir değer ifade eder, bireysel bir amaç için değil.

Bizler Müslümanlar olarak, hayatımız boyunca yüklendiğimiz sorumluluklarla, ürettiğimiz içerik ve eylemlerle gündemi belirleriz. Allah'ın (c.c.) iradesini tarihe yansıtacak bir bilinci, bir duyarlılığı, ahlakı, çabayı, mücadeleyi, eylemi, içtenlikle, kararlılıkla, cesaretle sürdürmediğimiz takdirde, İslamî ilgilerimizin, ibadetlerimizin bir değer taşımayacağını bilmeliyiz. Zamanı ve mekânı İlahi model doğrultusunda dönüştürebilmemiz için güçlü ve etkili özneler olmamız, üretken, dinamik ve eleştirel bir bilince sahip olmamız gerekir…

***

Yakında ikinci Raunt başlar

Bir Gazetenin manşetten verilen haberinde;

” Fetullah Gülen Cemaati’nin MİT Müsteşarı Hakan Fidan’la ilgili yeni bir hamleye hazırlandığı, cemaatin Müsteşar Fidan’ın açığını aradığı; MİT,Emniyet ve diğer devlet birimleri yanı sıra CIA ve MOSSAD’ la işbirliği yaparak hakkında bilgi topladığı” şeklindeki haber eğer hayali, asılsız ve mesnetsiz iddialar değilse adam gibi çıkar açıklama yaparlar.

Yoksa zaten bu işler organize işler…

Ve beklenen o açıklama Fethullah Gülen'in avukatı Orhan Erdemli’den geldi,

 “ İnsanların hatalarını arama, gizli hallerini araştırma, kabahatlerin izini sürme, dili gıybetle, iftirayla kirletme gibi bütün menfiliklerin çirkin günahlar olduğunu her fırsat ve zeminde insanlara anlatmış ve bu tür kötülüklerden insanları sakındırmıştır.”

İşte “cemaat”çe savunma böyle yapılır.

***

Sorulara siz cevap verin

Esad Ankara’ya dese ki;

Türkiye Suriye devletine ve halkına karşı ayaklanan çok uluslu çetelere silah yardımını kesmemesi halinde sınırdaki PKK militanlarına, Rus yapımı SA-8 uçaksavar füzelerinden vermesi gerekir mi?

Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad’ın, çetelere verilen FIM-92 Stinger uçaksavar füzelerinden Türkiye’yi sorumlu tuttuğu doğru mu ?

Silah sevkıyatının sürmesi durumunda, 2 bin 500 PKK militanını silahlandırabilir mi?

***

Şu halimize bakın

İçişleri Bakanı Şahin kullandıkları gaz bombası için

“Tamamen doğal, bitkisel özlü, katkı maddesi yok” diyor. Bravo! Bu standart ülkemizdeki yiyecek ve içeceklerde bile yok...

Suriyeli sığınmacıların güneş yağı dâhil her istekleri karşılanıyormuş.

Amerika’ya yağ çekeceğiz diye düştüğümüz şu hallere bakın.

Bu da ayrıca merak uyandıran bir soru.

Biz Van’daki depremde kendi insanlarımızı çadırlarda barındırıp çoluk çocuk ya donarak ya da yanarak ölmelerine seyirci kalmışken, sayıları 60 bin’e ulaştığı söylenen Suriyeli çeteleri lüks denebilecek konteynırlarda nasıl barındırıyoruz? Ne yediriyor ne içiriyoruz?

Ya da

Bu sığınmacılar için yapılan yatırıma Katar ve Suudi Arabistan da ortak olmuş olabilir. Ya da enayiliğin bedelini tek başımıza ödüyoruz...

İkisi de mümkün.

***

Sadece “insani”

Davutoğlu’nun Suriye politikası neden desteklenir?

Diyelim ki;

”Taşeron”luk değil,

”BOP” eş başkanlığı da değil

Kanuni Sultan Süleymanlık hiç değil

Peki nedir?

Büyük devlet psikolojisi

Büyük devletin büyük enerji ihtiyacı

Yani biz Suriye'de enerji için varız

Başbakan’ın bir sözü vardı” Biz öteki ülkeler gibi bu ülkelerin petrol kaynaklarına sahip çıkmak için destek vermiyoruz.”

”Enerjiye ihtiyaç var, Kuzey Irak ve Suriye'ye kayıtsız kalamayız”

”İnsani” ve “Suriye demokrasisi” hikâye

***

 “Bayram benim neyime?”

Bu bayram bildiğimiz bayramlar gibi değil.

ABD/AB/NATO/İsrail ve yerli yabancı işbirlikçileri “fitne ve silah” ateşi ile dünyaya kan ağlatıyor

ABD/AB/NATO/ İsrail’in yerli ve yabancı işbirlikçileri sadece insanları değil, bütün canlılara acılar, korkular, endişeler, umutsuzluklar milyonları sarıp sarmaladı.

Özellikle bu dönemde Müslümanlar içine atılan kin ve nefret tohumları her gün daha da filiz veriyor, baş gösteriyor.

Bütün bunların yaşandığı bir ülkede “İyi bayramlar” temennisi laftan öte bir anlam taşır mı? Aslında yaşadıklarımıza bakınca hepimizin “Bayram benim neyime?” demesi gerekmiyor mu?

YAVUZ KAYA